Türkiye seçimleri: Erdoğan rejimi için referandum – Yavuz Baydar | Syndication Bureau

“Seçimler esasen yirmi yıldır süren tek parti iktidarının sona erdirilmesi ya da sürdürülmesi konusunda bir referandum niteliği taşıyor. Bu seçimleri anlamanın anahtarı, şu anda cumhurbaşkanlığında yoğunlaşan geniş yetkiler göz önüne alındığında, kimin cumhurbaşkanı seçileceğinin parlamentonun yapısından çok daha önemli olduğudur.”

Yavuz Baydar’ın 30 Ocak 2023 tarihinde Syndication Bureau’da yayınlanan yazısına buradan erişilebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oy verme gününü 14 Mayıs olarak belirlemesiyle birlikte Türkiye’nin kutuplaşmış siyasi ortamı, ülke tarihinin en kritik ve dramatik seçimlerine hazırlanmaya başladı. Cumhuriyet’in yüzüncü yılına denk gelen bu seçimde yaklaşık 53 milyon seçmen varoluşsal bir seçim yapacak; Erdoğan’ın son derece merkezi bir hükümet sistemine ya da daha basit bir ifadeyle tek adam yönetimine doğru gidişini onaylayıp onaylamayacaklarına karar verecekler.

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri ülkenin nasıl yönetileceğine dair bir karar olarak görülmeli. Parçalanmış muhalefet cephesi için, karşı karşıya olduğu muazzam zorluklar Erdoğan ve iktidar ittifakının lehine işliyor gibi görünüyor. Türkiye derin bir ekonomik krizin içinde olmasına rağmen Erdoğan’ın yeniden kazanma ihtimali yüksek.

Seçimler esasen yirmi yıldır süren tek parti iktidarının sona erdirilmesi ya da sürdürülmesi konusunda bir referandum niteliği taşıyor. Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) bu süre zarfında art arda 13 seçim ve üç referandum kazanarak yenilmezlik hissini pekiştirdi. Bu durum, Erdoğan’ın devletin kilit kurumlarının kontrolünü ele geçirdiği, yargıyı ve medyayı yürütmeye tabi kıldığı ve toplum içinde İslamcılık ile saldırgan milliyetçiliğin bir karışımını yaydığı ağır çekim bir güç gaspının önünü açtı. İktidarda bu kadar uzun süre kalınca kaçınılmaz olarak üst düzey yolsuzluk ve kayırmacılık yerleşik hale geldi.

Son 10 yılda Erdoğan’ın şahsında daha fazla güç toplandı ve sonuç olarak Türkiye’nin kırılgan sisteminin üzerine inşa edildiği zemindeki çatlaklar daha da derinleşti. Eleştirmenler, devletin işlevsiz hale geldiğini, ülkeyi fırtınadan fırtınaya sürüklenen bir gemiye dönüştürdüğünü ve cumhurbaşkanının karar verme yetkisini adeta bir yangını söndürmeye indirgediğini savunuyor.

Ancak Erdoğan’ın yönetim tarzı, yozlaşmış bir devlet aygıtında istihdam edilen çok sayıda seçmen kesimi ortaya çıkardı ve bu kesim seçimleri ayrıcalıklarını koruma mücadelesi olarak gören sadık seçmenlere dönüştü. Erdoğan iktidarını sürdürülebilir kılmak için hayati gördüğü bu seçim mücadelesinde söz konusu kesimleri harekete geçirmeye kararlı. Zaman içinde muhaliflerini alt etme ve yeni ittifaklar kurarak siyasi rengini değiştirme becerisini gösterdi. Hayatta kalmak için her türlü yola başvurarak muhalefet için zorlu bir rakip olmaya devam ediyor. Ayrıca, ister içeride ister dışarıda olsun, Erdoğan ile müzakere edenlerin kendisinin yeteneklerini hafife alarak başarısız olduklarına da tanık olduk.

Türk muhalefetinin onu yenmek için önünde duran görev çeşitli açılardan oldukça zorlu. İlk mesele ise seçimlerin güvenliğini sağlamak. Erdoğan kendisine sadık bakanları aracılığıyla iki kilit birimi kontrol ediyor. Güvenliği sağlayan, yüz binlerce partizan polisi yöneten tartışmalı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu olacak. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise patronuna yardım etmeye ve gerektiğinde yasal sürece müdahale etmeye hazır olacak. Bölge valileri de muhalif mitingleri kısıtlamak için büyük yetkilerle donatılmış durumda.

İki kilit kurum daha muhalefetin önünde duruyor. Bunlardan ilki, medyayı denetlemesi beklenen ancak muhalif haber kuruluşlarını sıkı bir şekilde kontrol altında tutmaya niyetli olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu – ki Türk medyasının yaklaşık yüzde 90’ı hali hazırda iktidarın kontrolü altında-. Bir de Yüksek Seçim Kurulu var ki, Erdoğan’ın iktidarı boyunca sadık hakimlerin atanması yoluyla özerkliğini kaybetti. Kurul, AKP kontrolündeki devletin bir parçası haline geldi ve yine de Erdoğan’ın üçüncü dönem cumhurbaşkanlığı adaylığının anayasaya uygun olup olmadığı konusunda son sözü söyleyecek. Muhalefet Erdoğan’ın sadece iki dönem görev yapabileceğini iddia ediyor. Kurul ayrıca siyasetçilerin adaylık listelerini onaylama ya da reddetme yetkisine de sahip. Özellikle Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Kürt yanlısı adayların listelerindeki isimleri, devletin gizli belgelerini gerekçe göstererek keyfi olarak silebiliyor. Kararlarına itiraz edilemiyor.

Yaklaşık yüzde 150’lik reel enflasyona yol açan ekonomik krizin “Erdoğan yorgunluğunu” geleneksel muhalefetin ötesine yaydığına şüphe yok. Birkaç güvenilir anketçiye dayanarak Erdoğan karşıtı dalganın yüzde 55-60 arasında bir oy potansiyeline sahip olduğunu varsaymak yanlış olmaz. Ancak muhalefetin asıl rakibi muhalefetin kendisi. “Altılı masa” olarak adlandırılan merkezci ve muhafazakâr partilerin bir karışımı, şimdiye kadar oyların yüzde 12’sinden fazlasına sahip olan Kürt yanlısı HDP’ye yaklaşmaktan kaçındı.

Muhalefetin HDP olmadan Erdoğan’ı yenmesi mümkün değil. Ayrıca, kısmen bu nedenle, üzerinde uzlaşılan bir cumhurbaşkanı adayı da gösterilemedi. Bu belirsizlik, çözülmemiş Kürt meselesinin yüzüncü yılında da Türkiye’nin peşini bırakmayacağını bir kez daha gösteriyor. Kürt karşıtı duyguların tamamen farkında olan Erdoğan, parçalanmış muhalefetin arasına nifak sokmak için milliyetçilik kartını oynuyor.

Bu seçimleri anlamanın anahtarı, şu anda cumhurbaşkanlığında yoğunlaşan geniş yetkiler göz önüne alındığında, kimin cumhurbaşkanı seçileceğinin parlamentonun yapısından çok daha önemli olduğudur. Eğer 14 Mayıs’ta cumhurbaşkanı adaylarından hiçbiri oyların yüzde 50’sinden fazlasını alamazsa, iki hafta sonra önde gelen iki aday arasında bir tur daha yapılacak.

Erdoğan, partisinin parlamento seçimlerini önemli bir farkla kazanması halinde seçmenlerin de kendisine üçüncü bir dönem vereceği beklentisine güveniyor. Bu seferki tek fark, Erdoğan’ın bu sonucu ömür boyu sürecek bir cumhurbaşkanlığı için açık çek olarak görmesi olabilir. İhtiyacı olan tüm araçlara sahip.

Yavuz Baydar Türk ve uluslararası medyada kıdemli gazeteci ve analist olarak çalışmaktadır. Daha önce Ahval Haber’in genel yayın yönetmenliği ve 1999-2013 yılları arasında Türkiye’nin ilk bağımsız haber ombudsmanı olarak görev yaptı.

Yazı işleri departmanı

İlgili Makaleler


Son makaleler